Haber Detayı
12 Ağustos 2010 - Perşembe 00:27 Bu haber 1731 kez okundu
 
Tarih gün yüzüne çıkmayı bekliyor
Arşiv Haberi
Tarih gün yüzüne çıkmayı bekliyor

   Kubadabad saraylarıyla bağlantılı olan adada, 1981 ile 1985 yılları arasında ekibiyle birlikte kazı çalışması yürüten 18 Mart Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr.Rüçhan Arık, o tarihlerde yapılan çalışmalarda Selçuklular’ın yanı sıra Roma ve Bizans kültürlerine ait kalıntılara rastladıklarını belirterek, “Ertelenen bu çalışmaların yeniden başlaması lazım.”diye konuştu.            BEYŞEHİR-Beyşehir Gölü’nün içerisinde yer alan ve “Kuş cenneti” olarak da bilinen Kızkalesi Adası’nda 25 yıl önce yaşanan bir kaza nedeniyle ertelenen kazı çalışmalarının yeniden başlaması için bir sürat teknesine ihtiyaç olduğu bildirildi. Uploaded with ImageShack.us      Kubadabad saraylarıyla da bağlantılı olan adada, 1981 ile 1985 yılları arasında ekibiyle kazı çalışması yürüten 18 Mart Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr.Rüçhan Arık, o tarihlerde yapılan çalışmalarda Selçuklular’ın yanı sıra Roma ve Bizans kültürlerine ait kalıntılara rastladıklarını belirterek, “Ertelenen bu çalışmaların yeniden başlaması lazım.Bunun için bize süratli hareket edebilecek özel bir tekne tahsis edilmesini bekliyoruz”diye konuştu.      KIZKALESİ ADASI’NDA SELÇUKLU YERLEŞMESİ      Beyşehir Gölü’nün Gölyaka beldesi kıyısındaki Kubadabad saraylarının hemen karşısında yer alan ve yaklaşık 3 bin metrekarelik bir büyüklüğü bulunan tarihi ada ile çevresindeki bazı adalarda geçmişten kalan Selçuklu yerleşmelerinden kalan izlere rastladıklarını hatırlatan Prof.Dr.Rüçhan Arık,  Kızkalesi’nin de Kubadabad saraylarının bir parçası olduğunu ve 1981 ile 1985 yılları arasında burada 5 yıl devam eden bir kazı çalışmaları yürüttüklerini söyledi.      SELÇUKLU ŞATOSU ORTAYA ÇIKARILMAYI BEKLİYOR      Adada bir Selçuklu Şatosu’nun varlığından söz eden Prof.Dr.Arık, bunun ortaya çıkarılması gerektiğini kaydetti. Bunun yanı sıra adada o dönemde, Roma ve Bizans dönemlerine ait küçücük bir kilisenin kalıntılarını bulduklarını hatırlatan Prof.Dr.Arık, “Yani bizim mescidlerimizin karşılığı olan bir kilise bulduk o yıllarda. Zeminde mozaik var, fregleri de var ama onlar perişan olmuş durumdalar. Daha sonra bir Selçuklu hamamı bulduk küçücük. Bakın kaçıncı hamam oluyor bu. Bugün kubadabad örenlerinin bulunduğu yerde bulunan 4 ncü hamamdır bu Kızkalesi’ndeki. Türkler’in suya verdiğe öneme bakın. Çinilerle süslenmiş, çift başlı kartalların olduğu. Ama, maalesef oradan koparıp aldık onları.”dedi.       Uploaded with ImageShack.us      TEKNE KAZASI SORASI YARIM KALAN ÇALIŞMALAR…      Kızkalesi Adası’nda 1985 yılında yürüttükleri çalışmalar esnasında tarihi mekana göl üzerinden gidişi 45, dönüşü yine 45 dakika süren eski balıkçı kayıkları ile ulaşabildiklerini kaydeden Prof.Dr.Arık, bu yüzden korkunç bir zaman kaybına uğradıklarını da hatırlatarak, yaşadıkları bir kaza sonrası kazı çalışmalarını erteleme kararı aldıklarını belirtti.      Çalışmaların son yılında, Kızkalesi’nden dönüşte aniden bir fırtınaya yakalandıklarını, öğrenciler ile işçilerinin de yer aldığı kayıklarının göl içerisinde alabora olduğunu, ancak nasıl kurtulduklarını hala anlayamadıklarını kaydeden Prof.Dr.Arık,”Allah yardım etti, bir mucize oldu ve ölümden kurtulduk. Fırtına sonrası o yaşadığımız kazadan sonra, bu çalışmaları yürütmek için altımıza doğru dürüst bir tekne verilmeden bu çalışmanın orada devam etmesinin imkanı olmadığı görüşünü ortaya koyduk. Başka çaremiz de yoktu ve çalışmaları erteledik.”diye konuştu.            Uploaded with ImageShack.us ADADA SIKINTILARLA DOLU KAZI ÇALIŞMALARI…      Hızlı bir tekne ile o bölgeye 10 dakikada gidilip gelinebileceğini ve kazı çalışmalarının devam edebilmesi için kendilerine böyle bir imkan sunulması gerektiğini kaydeden Prof.Dr.Arık, yaşadıkları diğer sıkıntılarla ilgili ise şöyle devam etti:      “Orada sığınacak bir yeriniz yok, devamlı güneş altındasınız. Biz bunları bir kenara ittik. Orada mutlu idik. Çünkü, turizm ve kültürümüzün ortaya çıkarılması bakımından, Selçuklu tarihi açısından son derece önemli bir yer orası. Bir şato var. Ne kadar güzel değil mi? Bu fevkalade etkili olabilir her bakımdan diye düşündük. İşte bunu ortaya çıkaralım dedik, ama ne yazık ki yürümedi.      1981 ile 1985 yıllara arasında yürütülen çalışmalarda, ekibimizde yer alan öğrencilerimiz doğru dürüst bir tekne olmaması nedeniyle fırtınalı günlerde korkup adada kalmak durumunda kalıyordu. Orada ise yatılacak yer yok, böcek yılanlarla dolu bir ada. Ama, 5 yıl bu sıkıntılara direndik çocuklarımızla birlikte. Korktukları halde bu çalışmaları yürüttük bu adada.Sessiz sedasız birçok şey yaptık orada.”      ADADAKİ GEÇMİŞ GÜN YÜZÜNE ÇIKARILMALI      Kendilerine bir tekne ve uygun şartlar hazırlanması halinde Kızkalesi Adası’nda yarım kalan kazı çalışmalarına tekrar başlayabileceklerini vurgulayan Prof.Dr.Arık, bu ülkeyi Türkler’e bağışlayan Selçuklular’a karşı borçlu olduklarını kaydetti.      Kazı çalışmalarının tekrar başlaması halinde, nihai hedeflerinin; Kubadabad saraylarıyla bağlantılı Selçuklu Şatosu’nu Kızkalesi Adası’nda ortaya çıkarmak olduğunu vurgulayan Prof.Dr.Arık, şunları kaydetti:      “Kızkalesi’nde Selçuklu şatosunu ve oradaki geçmişi ortaya çıkaracağız. Orada birçok şey var. Roma kalıntısı var. Bizans ve Selçuklu var. Yani kültürlerin ve toplumların nasıl birlikte yaşadıklarını ortaya koyan bir örnek orası. Küçücük bir ada ama, çok şeyler söyleyip anlatıyor bizlere. İnanç turizmi diyorlar. Alın size inanç turizmi. Selçuklular’la Hıristiyan ahalisi birlikte paylaşmış, birlikte yaşamışlar o adada. Bizanslılar geldiğinde Selçuklular’ın yanında olmuşlar. O kadar memnunlarmış ki, onlarla birlikte olmaktan Bizans’a karşı çıkmışlar, hatta Haçlı ordularına karşı çıkmışlar. O Hıristiyanlar, bu topraktaki kültürlerin, Selçuklu toplumunun gördüğü şeyleri, onların kültür ve geleneklerini benimsemiş.”      “TURİZME KAZANDIRILMALI”      Halen ıssız bir ada bürünümündeki Kızkalesi’nin akılcı bir programla turizme kazandırılabileceğini de kaydeden Prof.Dr.Arık, buranın turizme kazandırılması halinde insanların  hayran olacağı bir mekanın değerlendirilmiş olacağını söyledi. Arık, “Gölümüz zaten dünyanın en güzel göllerinden bir tanesi, o yeter. Yani Kubadabad’ın bulunduğu yere baktığınız zaman Allah her şeyi  vermiş, gölün güzelliği, toprağın verimliliği, her döneme ait kültür varlıklarının bulunması; ‘Cennet ya burası, ya da buranın altında” sözü de çok doğru. Bizim atalarımız görmüş,buraları değerlendirmiş, biz günümüzde göremiyoruz, hayret ediyorum.”
Kaynak: Editör:
Etiketler: tarih, gün, yüzüne, çıkmayı, bekliyor
Yorumlar
Haber Yazılımı